Temâşâ-yı Hazân

Gel bugün de, sükût ile güzelim
İhtizâr-ı hazânı seyredim

Ey benim, ey hazan-likâ güzelim
Bir dimâğî vedâd ü re’fetle
Kalalım ser-be-ser labîatle.

Elem-i arza iştirak edelim
Mevsimin kâinat-ı ye’sinde
Olalım biz de bir gam-ı zinde...

Bu soluk mevsim-i küdûretten
Dağılır bir vedâ-ı bî-kelimât
Pek hayâli, rakîk bir“heyhât!”

Za’f ile diz çöken tabîatten
Yükselir bir fecî vaz’-ı duâ
Gizli bir şehka, bir sükût-ı recâ.

Böyle bir leb-beste terk-i ömr etmek,
Nazarî bir lisân ile ancak
Ebedî iftirâkı anlatmak

Bir tahassürle dem-be-dem dönerek
Eylemek cebhe-i hayâta nazar
Bu azîmette bir fecâat var...

Sevgilim, dinle, işte bâd-ı hazân
Müteverrim misâli öksürüyor,
Hem de bir öksürük ki çok sürüyor.

Bu bahâr-i terennümün her ân
Çâk olur sanki sadr-ı hâtırası:
Bir suâlin kesilmiyor arası;

Kâinât oldu sanki ser-tâ-ser
Bir büyük hastahâne-i etfâl
Öyle bir yer ki pür-hurûş-ı suâl.

Bâd-ı pürva’d-i nevbahân eder
Bir enîn-i elîm ile tekzîb
Öksüren, inleyen şu bâd-ı ratîb.

Sar’a-i ihtizâr içinde gusûn
Çırpınır, çarpınır, kırar, kırılır;
Bâd-ı nâlâna haykırır, darılır...

Âh o dallardaki fütûr-ı derûn,
Onların tavr-ı serzeniş-kân.
Onların mâderâne ekdân!...

O nihâlânda sallanan yuvalar,
O perâkcnde, nâzenin, muğber
Uçuşan, savrulan, düşen tüyler...

Âh o son tüy ki muhteriz, kovalar
Câ-be-câ rûh-ı âşiyânesini,
Yuvanın yâd-ı pür-terânesini...

Kim bilir hangi tâir-i şuhun
Yâdigâr-ı hayât-ı kalbîsi
Doldururdu bu lâne-i hevesi?

Kim bilir hangi pür-tarab rûhun
Yıkılan âşiyanda mahfîdi
Râz-ı aşkîsi, râz-ı ümmîdi?...

Her hıyâbanda, ser-be-dest-i elem,
Gizlice mâder-i sükût inlen
Ederervâhı ra’şedâr-ı keder.

Senenin cismi muhtazır gibidir
Şu mesâfât-ı bî-nihâyette,
Bisler-i vâsi-i tabîatte...

Bu dıram şimdi muntazır gibidir
Perde-i berfin arza inmesine,
Kışın âsâyiş-i mukaddesine...

Yeter artık nezâremiz güzelim,
O senin mevti görmemiş dîden
Korkarım incinir bu rü’yetten;

Gel bahâr-ı hayâli seyredelim...